Yeni bir yıla girerken toplum olarak hepimizin ortak beklentisi; daha
huzurlu, daha adil ve daha güçlü bir Türkiye’dir. Ancak unutulmamalıdır ki bir
ülkenin gerçek gücü, yalnızca iddialı hedefler ve sert ifadelerle değil;
hukukun üstünlüğüne, kurumsal ciddiyete ve toplumsal birlik anlayışına verdiği
değerle ölçülür.
Güçlü devlet, farklı düşünenleri zayıflık unsuru
olarak değil; demokratik olgunluğun doğal bir sonucu olarak görür. Fikir
ayrılıklarını tehdit değil, zenginlik kabul eden toplumlar uzun vadede daha
sağlam ve daha itibarlı olur.
Uluslararası alanda yaşanan her türlü
hukuksuzluk, kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın, aynı ilkesel
duruşla ele alınmalıdır. Hukuk; dönemsel çıkarların değil, evrensel değerlerin
ifadesidir. Hukuku bütünüyle değersizleştiren yaklaşımlar, kısa vadede siyasi
söylemi güçlendiriyor gibi görünse de uzun vadede herkes için güven zeminini
zayıflatır.
Bir ülkenin liderine ya da herhangi bir bireye
yönelik zorlayıcı müdahaleler, evrensel hukuk normları çerçevesinde
değerlendirilmelidir. Egemenlik hakkı, insan onuru ve meşruiyet ilkeleri; ülke,
lider ya da siyasi tercih ayrımı yapılmaksızın korunmalıdır.
Siyasal dilin, toplumu ayrıştıran değil
birleştiren bir zeminde kurulması büyük önem taşımaktadır. Sertlik, kalıcılık
sağlamaz; asıl kalıcı olan, sağduyu ve karşılıklı saygıdır. Güçlü olan,
eleştiriden korkmayan; kendine güvenen bir duruş sergileyebilmektir.
Türkiye, tarih boyunca gücünü hamasetten
değil; akıldan, dengeden ve adalet iddiasından almıştır. Bu iddianın
sürdürülebilmesi; tutarlı bir hukuk anlayışı, ölçülü bir dil ve ortak geleceğe
odaklanan bir siyasetle mümkündür.
Temennimiz; yeni yılın çatışmanın değil
diyalogun, öfkenin değil sağduyunun, ayrışmanın değil ortak aklın güç kazandığı
bir dönem olmasıdır. Çünkü bu toprakların en büyük gücü, birlikte yaşama
iradesidir.
Yorumlar
Yorum Gönder